içinde ,

LoveLove CuteCute OMGOMG

Dress Code: BEYAZ

Yeni Fikirler
Yeni Fikirler
Dress Code: BEYAZ
Loading
/

Renklerin de bir dili var. Kıyafetlerimizdeki renk tercihleri ile gireceğimiz sosyal ortamlara bilinçli veya bilinçsiz mesajlar vermiş oluyoruz. İş görüşmelerinde ya da özel günlerde hangi renklerin giyilip giyilmemesi ile ilgili içeriklere mutlaka denk gelmişsinizdir. Mesela sabah siyah bir sweatshirt giyip evden çıkmanız sadece bir seçim değil. Altında belki de o gün biraz “saklanmak” istemeniz yatıyor.

Ancak giyerken iki kez düşündüğümüz bir renk var: BEYAZ

Moda dünyasında “all-white” yani baştan aşağı beyaz giyinmek, zarafetin ve saflığın sembolü olarak görülse de aslında çok daha farklı ve derin anlamlara gelebiliyor. Bu renk tercihi, aynı zamanda modern yaşamda kaotik kirliliğe açılmış bir estetik savaşı ifade ediyor.

 

Tarihte geriye döndüğümüzde renklerin sınıfsal bir dili olduğunu görüyoruz. Beyaz da bu anlatı içerisinde üretimin tamamen insan gücüne bağlı olduğu zamanlarda elleri kirlenmeyenlerin rengiydi. Fakat çağlar boyunca üretim biçimlerinin ve üst sınıf olma kriterlerinin değişmesiyle günümüzde bu algı yaşam kalitesi kontrolüne evrildi. Beyaz giyerek günlük hayatın koşturmacasına  meydan okumuş oluyoruz. Tüm hataları ve lekeleri örten siyah bir giysinin aksine beyaz, bütün kusurları gözler önüne serer. Gündelik hayatta beyaz tercihi titizlik manifestosu ya da risk yönetimi olarak da yorumlanabilir. Eve kıyafetlerimizi kirletmeden bembeyaz dönmek ise sadece stil başarısı değildir, bilinçaltımıza verdiğimiz “kontrol bende” mesajının güçlenmesidir.

Bu kontrol arzusu kumaştan sızıp psikolojiye kadar uzanır. Psikoloji biliminde beyaz, sandığımızın aksine masumiyeti temsil etmez. İçerisinde stratejik bir fark edilme arzusu barındırır. Fizik kuralları çerçevesinde, beyaz renk üzerine gelen ışık ışınlarının çoğunu yansıtır. Bu basit fiziksel olay sonucu beyaz giymiş kişi bilinçli yahut bilinçsiz bir şekilde ortamda odak haline gelir. Bunun yanı sıra düzenli ve kusursuz bir imaj çağrıştırır. Tüm bunlar kişiye hem üstünlük hem de mesafe kurma imkanı tanır. Ve de etrafına görünmez bir duvar örer. Kusursuzluk algısı yaklaşmayı zorlaştırır. Leke tutma ihtimali yüksek bir rengin yarattığı mesafe, bilinçsizce de olsa teması sınırlar. Görünür ama ulaşılmaz imajı çok şık bir şekilde aktarılır. Yani all-white aslında estetik bir zırhtır.

Dijital çağda ise beyaz, yeni bir kimlik anlatısına dönüşmüştür. Sosyal medya akışlarında beyaz; minimalizmin, düzenin ve estetik bir hayatın sembolü olarak karşımıza çıkar. Beyaz duvarlar, mobilyalar, beyaz fincanlar, beyaz ayakkabılar… Hepsi yalnızca bir stil tercihi değil, aynı zamanda bir yaşam anlatısıdır. Beyaz burada bir renkten çok, filtrelenmiş ve kontrol altında tutulan bir dünyanın görsel karşılığıdır.

Tabi ki küresel trendler ve estetik anlayışı ne kadar dominant olursa olsun, kültürel anlamda beyazın yeri bakidir.

Tüm bu anlam katmanlarından önce, beyaz denilince akla ilk olarak düğünler gelir. Gelinliğin yeni bir başlangıç ve masumiyeti temsil eden beyaz rengi, şarkılarda şiirlerde değinilen bir imgeye dönüşmüş, son yıllarda damatlıkların da beyaza evrilmesi ile toplumsal bir mutluluk anlatısı haline gelmiştir.

Bir yerde masumiyeti bir yerde gücü temsil eden bu renk, anlamlarıyla birlikte moda dünyasını bir süre daha rahat bırakmayacak gibi duruyor.

Ne düşünüyorsun?

Yaşlanmanın Moleküler Hikayesi: Yaşlanmadan Yaş Almak Mümkün Mü?

Sıkıcı Görünen Rutinlerin Özgürleştirici Gücü