içinde ,

Zamanı Yönetmek mi İçinde Olmak mı?

Zaman Gerçekten Azalıyor mu?

Yeni Fikirler
Yeni Fikirler
Zamanı Yönetmek mi İçinde Olmak mı?
Loading
/

Kişisel gelişim literatüründe en sık adını duyduğumuz kavramlardan biri “zaman yönetimi”dir. Bir dakikanın, saatin veya günün karşılığı fiziksel olarak hep aynı olmasına ve dünya oluştuğundan beri saatler değişmemesine rağmen neden bize şu an yetmiyor? “Zaman artık çok hızlı akıyor, eskiden böyle değildi.” Bu cümleyi son yıllarda hem kendimizden hem de çevremizden çok sık duyuyoruz. Eskiden olan uzun yaz tatilleri, bitmek bilmeyen haftalar, günler ve ağır ağır akan saatler… Son yıllardaysa günler birbirine karışıyor, işler yetişmiyor, göz açıp kapayıncaya kadar yeni yıl geliyor.

Zaman yönetimi dendiğindeyse çoğunlukla daha iyi planlar yapmak ve yapılacaklar listesi oluşturmaktan ibaret birtakım çözümler sunuluyor. Bizler de zaman yönetimini nasıl daha iyi yapabileceğimiz sorusuna cevaplar ararken kayboluyor ve daha fazla zaman kaybediyoruz. Takvim oluşturmak veya önden yapılacakları listelemek her ne kadar bize çeşitli faydalar sunsa da belki de ihtiyacımız olan asıl şey zaman yönetimi değildir.

Zaman ve Hafıza

Psikolog Daniel Kahneman’a göre insan, zamanı iki benliğiyle deneyimler. Bu iki benlikten ilki olan “deneyimleyen ben” anı yaşar; duyguları ve olayları anbean hisseder. “Hatırlayan ben” ise geçmişte yaşanan olayları geriye dönüp değerlendiren, hikâyeleştiren ve anlamlandıran benliğimizdir. Çoğunlukla yaşananları en yoğun hissedilen duygu ve bitiş şekli üzerinden hatırlar. Bu iki benlik arasındaki fark, yaşadığımız anlarla onlara dair hatıramızın aynı olmamasına sebep olur.

Bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde; bir şeyleri ilk kez deneyimlediğimiz, birçok duyguyla yeni tanıştığımız çocukluk ve gençlik yılları hafızamızda daha büyük yer kaplarken, yetişkinlik yıllarında aynı rutinlerle geçen günlerin zihnimizde adeta tek bir günmüş gibi yer tutması oldukça normal duruyor.

Bu durumdan zamanın uzunluğunun çoğu zaman takvimle değil, deneyimle ölçüldüğü sonucunu çıkarabiliriz. Örneğin bazen arkadaşlarımızla içtiğimiz bir saatlik kahve, saatlerce izlediğimiz bir diziden daha dolu ve uzun hissettirebiliyor. Çünkü zamana yüklediğimiz anlam, süresinden ziyade içeriğinden besleniyor.

Dijital Çağda Zamanın Değeri

İçinde bulunduğumuz dönemde en az zamanımız kadar önemli olan bir kaynağımız daha var: dikkatimiz. Telefondaki bildirimler, sosyal medya, her gün onlarcası gelen e-postalar ve sürekli yenilenen içerikler… Günümüzün en kıymetli kaynağı zamanımızdan ziyade “dikkatimiz” de olabilir. Ekonomistlerin son dönemde üstünde oldukça durduğu “dikkat ekonomisi” tam olarak bu konudan bahseder.

Dijital platformların veya markaların bugün bizden temel talebinin zamanımızı harcamamız veya ürünlerini almamız değil, dikkatimizi çekmek ve kendilerinde tutmak olduğunu görüyoruz. Her bildirimle, reels videosuyla veya reklamla aldıkları birkaç saniye, günün sonunda saatlere dönüşüyor.

Konunun ilgi çekici kısmıysa zamanımızı talep edenlerin sayısı arttıkça günlerimiz daha dolu değil, daha boş hissettiriyor. Parçalanan dikkatimiz zamanı bir bütün olarak deneyimlememizi zorlaştırıyor. Yani hızlanan, zamanın kendisi değil biz olabiliriz.

Belki de Doğru Soru Farklıdır

Peki bu durumda işin içinden nasıl çıkabiliriz? İlk olarak gün bitiminde kendimizle yaptığımız muhakemede o gün hangi görevleri bitirdiğimizi veya ne kadar iş yaptığımızı değil; hangi anların içinde bulunduğumuzu ve neler hissettiğimizi düşünebiliriz. Hayatı, sırasıyla tamamlanması gereken bir “yapılacaklar listesi” takip eder gibi yaşamak yerine, her ne yaparsak yapalım canlı hissettiren anları biriktirmek olarak görebiliriz.

Zaman yine akıp yıllar geçtiğinde, geriye dönüp baktığımızda kaç toplantıya girdiğimizi değil; bize farklı hissettiren, bizi dönüştüren ve yoğun duygular uyandıran anları hatırlayacağız.

Bu sebeple asıl amacımızı zamanımızı daha iyi yönetmek değil de zamanın içindeyken o anda kalabilmek ve bunu kolayca yapabildiğimiz anları artırmak olarak belirleyebiliriz.

Ne düşünüyorsun?

Kodlarla Gökyüzünü Okumak