Nice olmazları olduran, yine “Ol” dedi ve Cambridge’teyim… Ben; 22 yaşında, daha bilim dünyasına nispeten yenilerde adım atan, biraz cesur, biraz meraklı, biraz eğlenceli, bazen de çalışma prensipleriyle tat kaçırıcı, araştırmacı bir tıp öğrencisiyim. Bu yaz büyük bir heyecan, biraz da endişe ve korkuyla Cambridge Üniversitesi’ne araştırmacı olarak geldim. Geldim de nasıl oldu bu iş? Referansım mı vardı? Özel bir programa mı başvurdum? Bunlar çokça aldığım sorular bu aralar. Bakalım, belki burada anlatırım biraz 🙂
İnsanın her yaşında bir şey öğrendiği doğrudur. Çokça da söylenen bir klişedir, biz de söylemiş olalım. Burada elbette çok şey öğreniyorum ama asıl dersimi buraya gelirken almışım meğer. Bu yaşıma geldim, “nasip” diye dilimize pelesenk ettiğimiz kavramın ne olduğunu, nasipte olanın nasıl da kolaylaştırıldığını ilk kez bu kadar net görüyorum belki de.
Araştırmacılar az çok bilirler, bizim aklımızda hep yurtdışında bir süreliğine araştırma yapmak vardır. Benim de öyleydi, içimden de hep İngiltere’yi geçiriyordum ama olayların buraya kadar geleceği aklıma gelmemişti tabii. Başvuru sürecim herkesinki gibiydi, klasik niyet mektubu ve cv ile laboratuvarlara başvuru yapıyordum işte. Bu aşamada biraz sabır taşına dönüşme tehlikesi yaşayabilirsiniz, istikrarı korumak önemli. Bir de birileri size sürekli red maili atacak, mümkünse onları görmezden gelmeye çalışın. Ben ilk başvurularımda tüm maili açıp okuyordum, sonra mailleri de üstten okumaya başladım. Bakıyordum “Meliha, I am sorry but…” ile başlıyorsa direkt açmadan bildirimleri siliyordum. Bir noktada her gün ret maili ile uyanmak çok can sıkıcı olabilir, ama bugün yurtdışında araştırmacı olan kime sorsanız benzer bir süreçten geçmiştir zaten telaşlanmayın.
Velhasıl birkaç aylık sürecin sonunda yine çok iyi ve istediğim bir yerden kabul almıştım, her şey tam olumluyken bir anda tersine döndü ve üniversitenin politikaları sebebiyle anlaşamadık. Normalde böyle bir şey olsa çok üzülürüm ama o an bilmiyorum. İlk kez içimden sadece şunu dedim:
“O, beni bir şey için ümitlendirdiyse muhakkak daha iyisini verecektir.”
Garip olan, ben bunu kendi kendime söylediğime de şaşırdım, içimden öyle geldi o an. Galiba teslim olmuşum, aslında tam da olması gerektiği gibi.
Hiç unutmuyorum bir Cuma vaktiydi. O günlerde de yine İngiltere’de ortalama bir üniversiteden kabul almıştım aslında ama iyi üniversitelere son kez şansımı deniyordum. Dedim ki bugün artık vize için mektup isteyeyim kabul aldığım yerden, bundan sonrasına kalırsa vize için sıkıntıya girecekti. Tam ben böyle düşünürken telefonuma bir bildirim geldi. Cambridge’ten kabul maili… O’nun zamanlamasına diyecek bulamazsınız zaten, ben de bulamadım, gözlerim doldu sadece. Gerisi çorap söküğü gibi geldi, her şey bir anda olabilecek en güzel haliyle ayarlandı.
Ez cümle, bu yazıyı da başvurularınızda nasıl kabul alırsınız diye anlatmak için değil, ne yaparsanız yapın sizi sizden çok bilenin olduğunu bir kez daha hatırlatmak için yazdım. Kabul aldıktan sonra da çok şey oldu tabii ama onu da artık bana bir çay ısmarlayanlara anlatırım. Cambridge’ten çokça selam ve dua ile…

