Dreaming
in , , , ,

LoveLove

Bu Sular Nereye Akıyor?

Yeni Fikirler
Bu Sular Nereye Akıyor?
/

Soyut Misafir
Pencerem açık. Sofram kurulu. Üç kişilik. Masa örtüm yeni yıkanmış. Eteklerim uçuşuyor. Dudaklarımda heyecanım. Ellerim anılarla dolu. Toplamışım hepsini sayıyorum. Bakıp bakıp gülümsüyorum. Göğsüme bastırıyorum onları. Dolduruyorum bavuluma bir bir. Okşuyorum hatıraları. Bakışlarını alıyorum asıyorum duvara. Kokunu alıyorum koyuyorum vazoya. Kulaklarımda sesin. Gülüşlerin müziğimiz. Ne zaman kısılsa yükseltiyorum alelacele. Merhametin oturuyor sofraya. Gülüşün dolduruyor kadehleri. Güneşler doluyor içimize. Nefesin tutuyor elimden. Etrafımda dönüyorum. Radyo açık. Çalan tüm şarkıları biliyorum, ne tuhaf. Varlığınla dans ederken bir an için durup bakıyorum. Bir hayaletin boynuna kollarımı dolamışım. Onu ete kemiğe büründürmek, duyularımı onunla bezemek, haykırmak, belki başımı göğsüne yaslamak.. Oysa zihnimin salonunda, boş tabaklı bir masada, rüzgarın uğultusuna sığınıyorum. Masa örtüm lekeli. Üzerimde bir elbise. Çiçekleri solmuş. Ne ellerimdesin, ne dudaklarımda. Yanaklarımı ıslatıp da kurumuş yaşlarda arıyorum seni. Duvarlarım içi boş çerçevelerle dolu. Vazolarda yapay çiçekler. Kokuları burnuma nasıl ulaşsın? Radyoya ihtiyaç duyan kim? Kafam hiç susmuyor ki. Anılar birbiri ardınca sıralanıyor, boşalıyor valizim. Kadehimi kendim dolduruyorum. İşte, hasreti içiyorum.

Farkındalık Yokuşu
Hangi şarkı bu sonsuz kederi gerçekten somutlaştırabilir? Cam bir fanus. Kırmaya yetecek eşyalar fanusun içinde ama dokundukça kırmak zorlaşıyor. Hem kırmayı gerçekten istiyor muyum? Yoksa fanusta olmanın farkındalığı oradan çıkmak zorundaymışım hissini de beraberinde mi getiriyor. Anlıyorum ki bazılarının fanusu kum dolu. Biraz kendilerini kaptırsalar toz duman oluyor ortalık. Bazıları ağır bir havayı soluyor yalnızca. Şanslı olduklarını sandıkları anlardaysa zehir olup doluyor içlerine. Bazıları da var ki dolup boşalan bir denizde yaşıyor. Nasıl boşalıyor bu sular, nereye? Fanusu çatlatırız bazen, içimizdekiler dışarı taşar. Fakat gün gelir çatlak kapanır, içerde sular yükselir. Ne garip. Yüzmeyi öğrendiği denizde boğulur mu insan? Bazen de o çatlak fanusta oluşmaz. Sular içimize dolar. Döner dolaşır, içimiz dalgalanır. Biliriz ki bu hep böyle olacak. Fanus bazen akacak bazen akıtacak, bazen de nefes kesecek kadar yükselecek. Ama hangisi ne zaman olacak diye bekleyemeyiz ki. Şimşek çaktığında ardından gelecek gök gürültüsünü korkarak beklemek ne kadar mantıklı? Oysa su bizi kaldıracak, hafifletecek. Yapılacak tek şey maviliklerle göz göz gelip fanusta değmedik yer bırakmamak.

Çatlak
Bazen etim çatlıyor. Sesini yalnızca ben duyuyorum. Kuşkuyla etrafıma bakıyorum. Kimse farkımda değil. Belki onların çatlakları da benim kulağıma ulaşmıyordur. Bu vücut, bu deri, bu ten.. İçindekileri saklamak için nasıl da geriliyor. Ama ben taşlaştım mı, baksanıza nasıl da çatlıyorum. Ruhum ilerde açılmak ve açıldığında görenleri kendine hayran bırakmak için göz alıcı, özenli ve belki de merak uyandırıcı bir pakete mi sarılmış? Yoksa içindekinden çok da memnun olmadığımız veya alacağı tepkilerden emin olamadığımız hediyelere yaptığımız gibi, üstünkörü bir paketleme eşliğinde poşete mi atılmış? Belki paketimden memnun değilim. Sonuçta hediyeye de nasıl kaplanmak istendiğini sormuyoruz ki. Peki bu hediye kime? Hayatımıza giren insanlara mı? Asla. Belki hediyeden ziyade sürpriz demeli ona. Yavaş yavaş kendi örtümüzü kaldırıyoruz. Bazıları aceleyle yırtmaya çalışıyor paketlerini. Ama öyle kolay değil. Bazılarımız da ruhunun perdelerini aralama işini başkalarına devrediyor. Ben de onlardan biriydim. Ruhumu kendi ellerimle paketlemiş kadar iyi tanıdığımı sanardım. O halde, sırada ruhunu görmek istediğim insanların beni bir armağan gibi alıp keşfetmesi vardı. Yanlışmış. Önce kendi sürprizimi çözmeliyim, hatta onu değiştirip dönüştürebilmeliyim. Dışarı çıkma isteğini görmezden gelmemeli ama aceleye de getirmemeliyim. Bakın işte yine oluyor. Sesini duyuyor musunuz?

What do you think?

Yapay Et

Yeni Çağ:Yapay Zeka