in , , ,

Fiziksel Bütünsüzlük-İçsel Dağınıklık

Gözlerinin ışığında yanıyorum. Kimse ona benzemiyor. Söylemediklerim içimde sızlıyor. Bana yaklaşman için ne kadar uzakta durmalıyım? Toprağa düşüp derinlere karışsam, yansam küllerim rüzgarının içine dolsa. Nefesin olmak için illa nefesimin kesilmesi mi gerek? Ben fiziksel bir bütünsüzlüğüm, senin ise için dağılmış. Biliyorum, parmaklarım her bir noktanı ezbere biliyor. Gözlerim kapalıyken de seni çizebilirim. Ama artık gözlerim kapalıyken sana dokunmak istemiyorum.

Dalgalarım beni sana getirdi. Yüzmeyi öğrendim. Dalgaların seni benden aldı. Başkalarının denizinde bulduk kendimizi, yüzmeyi unuttuk. Kulaç atmak neydi, nefesini tutmak neydi, bilmez olduk. Başka sulara mahkûm olmak bir kader değildi ama biz talihi değiştirmek için de uğraşmadık ki. Sen bana bakıyordun. O gözlerinle, o gülüşünle. Diğer her şey kayboluyor diye tarif edilir ya hani. Öyle değil. Her şey hala orda ama önemini yitiriyor. Senin bir tek gamzenin ortaya çıkışıyla etraftaki tüm sesler kısılıyor. Ellerimde öyle bir güç var ki. Sen beni seviyorsun. Her şeyi başarabilirim. Herkes sabit, herkes donuk. Ben de dahil. Yalnızca sen varsın. Ben yalnızca senin kalbini avucumda tutmaya çalışıyorum. Seni kimse üzmesin. Gözlerin gözlerime değdiği an gökyüzü tüm dikkatini bize veriyor. Ne kadar imkânsız olursa olsun, kendimi senin yanında buluyorum. Fotoğraflarını ruhuma dokuyorum. Kendini benden koparmak için ne yapabilirsin? Ben seni derimden kazımayı denedim. Seni söktüm sandıkça acın kanıma karışıyor. Nefesin yaralarıma üflüyor. Her şey etrafımda akıyor. Akıyorlar. Elimizde bir şişe şarap var. Neden umursamak zorundayım? Tüm bu insanları. Oldu denen tüm bu olayları. Kavgaları ve yanlış anlamaları. Hayalleri ve kırıklarını. Tüm bu anıları. Nasıl hala şaşırıyorum? İnsanların günahlarına, sevaplarına, aldanışlarına, kendime. Bana çektirdiğin acıları yansıtmak için yapmaya çalıştıklarıma.

Görünüşe aldanmamayı hiç öğretemedim sana. Beni dinlemeyi. Seni anlamayı öğrenemedim. Halbuki artık yeter. Zaman bu zaman. Doğru yok, yanlış yok. Hiç olmadı. Dudaklarımda tuz tadı var. Denizden bize esen rüzgarları düşünüyorum şimdi. Güzel bir alıntı gibi. En sevdiğin filmden belki. Güneş batıyor. Renklerin en güzel hali. Hiçbiri senin görüntün kadar içime işleyemiyor. Seni gülümsetmek belki uzun sürdü ama biliyorum, gözlerinde bir yerde görüyorum, hala senin tarafında olduğumu biliyorsun. Neden beni yakmak istiyorsun? Hiç var olmamışım gibi mi davranıyorsun? Hangi rüzgâr atıyor beni buraya? Rüzgârı nefesinle mi karıştırıyorum? Aynada gördüğüm hangimiz? Sen misin yoksa ben mi? Kapını çaldığımda kim o diyeceksin. Sensin desem anlar mısın peki? Şimdiyse beni öpüyorsun. Tenin çok sıcak. Zamanın akışı diyorsun, her an en mükemmel an diyorsun, seviyorum diyorsun. Üç iki ve bir. Gözleri açık hayaller yaşamaya ne zaman hakkım olacak benim?

Delilik yapmanı istiyorum. Sana benimle delirmeyi teklif ediyorum. Fakat bu sefer bizi kurtarmak için. Bu devir seninki gibi kalpleri bilmez. Güzel bebeğim, gözlerimiz birbirine değmesin diye zamandan kaçıyoruz. Farkındayız ve yokmuş gibi yapıyoruz. Yüzleşelim bile demiyorum. Önceki hayatlarında korkunç bir gecede sessiz çığlıklarla birbirinden ayrılmış iki insan gibi, birbirimizi derinlerde bir yerlerde tanıdığımızı bilerek ilk defa karşılaşalım. Benden yana dur, ben senden yanayım. Beni dinle, seni suçlamayayım. Çocukluklarımız ve büyüklüklerimizle. Karanlıklarımız ve aydınlıklarımızla. Kendinden ve benden vazgeçmeseydin, gördüklerine inanmasaydın, kafanda kurmasaydın ve daha önemlisi, senin için yapabileceklerimin büyüklüğüne şaşsaydın, en bitti sandığın anda bile. Bunları demeyeceğim sana. Bunlarla gelmeyeceğim. Bil ki hala buradaysam ölmediğimden değil, yeniden doğmuş olduğumdandır. Mucizeleri yaşadım ve felaketleri. Kendi kehanetimi yarattım ve ona inandım. Sessizce bağırmak yetmedi mi, ciğerlerim sökülüyor. Sesimiz çıksın, bu defa içimizde kalmasın. Söyle sevgilim. Biz yaşamayalım mı?

What do you think?

Gecenin Kaosu; Bir Kadın Ağlarken

Bir Adamın Belirsiz Hikayesi (Korona Günlükleri)