içinde

Bitcoinciler ve Devrim ‘Simülasyonu’

Bitcoin, “hiçbir merkezi otoriteye” ya da “aracı kuruma bağlı olmayan”, internet aracılığıyla kullanılan dijital para ‘devrimi’. Bu yazıyla, ‘peer to peer’ teknolojinin ve yarattığı ‘bitcoin kültürünün’ pompaladığı otorite-karşıtı isyanı anlamak istiyoruz. Bitcoin, gerçekten bir devrim mi, yoksa aynı düzenin farklı bir sunumu mu? Bu hareketin önde gelen gruplarının hedefleri nelerdir ve Dövüş Kulübü filmi onların motivasyonlarına nasıl ışık tutabilir?

Resim 1. Tyler Durden ve Bitcoin

“Dövüş Kulübü”, prestijli kurumsal rolünün tuzağına düşmüş, hayal kırıklığına uğramış bir beyaz yakalı işçinin (Edward Norton tarafından canlandırılıyor) yolculuğunu anlatıyor. Her hafta yeni Ikea mobilyaları alıyor, titizlikle süslenmiş orta lüks bir evde yaşıyor ve sık sık iş gezilerine çıkıyor. Çoğu zaman trajediden etkilenenlerin pahasına, işvereninin kârını maksimuma çıkarmaya adanmış bir hayatın ortasında, kahraman, filizlenen bir değişim arzusuyla boğuşur ve bu, isyanın sembolü olan ikinci kişiliği Tyler Durden’ın ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. Film, modernite eleştirilerinde artık sıradan olan bir temayı ele alırken, filmde düzenlenen Kargaşa Projesi’nin yapısının ve üyelerin davranışlarının incelenmesi, çağdaş devrimci düşünceye nüfuz eden okült akımları aydınlatabilir. Gerçekten de, toplumsal onaya yönelik kolektif bir arzudan doğan ‘dövüş kulübü’ ve Bitcoinciler gibi gruplar, temelde benzer psikanalitik temelleri paylaşıyor olabilir.

Kargaşa Projesi, gerçek bir devrim mı?

Dövüş Kulübü, romanda tasvir edilen isyanı özellikle Kargaşa Projesi aracılığıyla analiz ederken, kapitalizmin egemenliğine ve onun sürdürdüğü tüketim kültürüne doğrudan bir meydan okuma sunuyor. Kargaşa Projesi’nin temel hedefi, kapitalist sistemin tamamen yıkılması. Bu, kapitalizmi destekleyen ekonomik yapılara karşı bir isyanı simgeleyen, Amerika genelindeki finans kurumlarına yönelik planlı saldırılar yoluyla tasavvur ediliyor. Aynı zamanda hareket içindeki bireyler, toplumsal normları ve maddi varlıkları reddederek/zarar vererek, bunların önemsizliğini vurguluyor, alternatif bir gerçeklik yaratmaya çalışıyorlar.

Ancak Dövüş Kulübü, gerçekten kapitalizme devrimci bir alternatif mi sunuyor, yoksa farkında olmadan mevcut kapitalist düzeni mi güçlendiriyor?

Görünüşte, Kargaşa Projesi’nin finans merkezlerine gülümseyen yüzler çizmek (Resim 2) veya şirketlerin sahip olduğu heykelleri sökmeye çalışmak gibi (Resim 3) eylemler, devrim niteliğinde görülebilir. Bu eylemlerin, kurulu düzeni yıkmayı ve yeni bir dünya düzeni kurmayı hedeflediği görülüyor. Ancak, Baudrillard’ın Simülasyon teorisi açısından bakıldığında, bu saldırılar, sisteme yönelik gerçek tehditlerden ziyade, simülasyon olarak da yorumlanabilir. Kargaşa Projesi, kapitalizmin sembolik temsillerini hedef alarak, önemli bir değişim yaratmaktan ziyade, icracı eleştiriyle meşgul oluyor. Çok yönlü ve köklü bir olgu olan kapitalizm, yalnızca finansal kurumlara yönelik sembolik saldırılarla parçalanamaz.

Baudrillard, ‘Simülakrlar ve Simülasyon’ kitabında, toplumun giderek gerçeklikten uzaklaşıp simülasyonlaştığını ve artık gerçeği taklit eden bir simülasyon evreninde yaşadığını iddia ediyor. Kitapta, şu ifadelere yer veriyor: “Gerçek hırsızlıkla, simüle edilen hırsızlık arasında ‘nesnel’ hiçbir fark yoktur. Gerçek bir hırsızlık sırasında ne yapılıyorsa, simüle edilen bir hırsızlık olayında da aynı şeyler yapılmakta; aynı göstergelere başvurulmaktadır[1]. Kurulu düzen açısından yapaylığın, gerçek göstergelerden hiçbir farkı yoktur.” Bu bağlamda, sistem eleştirisi gibi görünen bu operasyonun da, aslında, bir devrim simülasyonundan farkı yok.

Özetle, Dövüş Kulübü, kendisini kapitalizme karşı bir isyan olarak sunarken, eylemleri sonuçta sisteme yönelik gerçek bir tehdit olmaktan ziyade simülasyon olarak hizmet ediyor. Roman, gerçeklik simülasyonlarının giderek daha fazla egemen olduğu bir toplumda isyanın etkililiğine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Resim 2. Fight Club filminden bir kare: Proje Mayhem’in finans merkezi binasının üzerine yangınla çizdikleri gülen surat (tıpkı, Banksy’nin işleri gibi)

Resim 3. Fight Club filminden bir kare: Proje Mayhem’in büyük kurumsal şirket önünde yer alan kurumsal sanat eserini patlatma anı

Kapitalizmin yarattığı sorunlara çözüm olarak, kapitalizmin sembolik temsillerini hedef alan Kargaşa Projesi kadar, dünya ekonomisinin köklü ve karmaşık sorunlarına tek başına çözüm olarak sunulan Bitcoin projesinin de benzer şekilde absürt olduğunu düşünüyorum. Her iki yaklaşım da, sorunların gerçek çözüm arayışında yetersiz kalıyor ve daha derinlemesine düşünülmesi gereken alternatiflerin varlığını göz ardı ediyor.

Baudrillard’ın simülakr kavramından hareketle, yapay işaretlerin giderek gerçekliğin yerini nasıl aldığını anlıyoruz. Bu süreç; taklit, kopyalama, gerçeklikten kopma ve sonunda kopyaların gerçekliğin kendisi üzerinde hakimiyet kurma aşamaları boyunca ortaya çıkar. Baudrillard, kapitalizmin amansız kâr arayışı içinde gerçeklik ile yanılsama arasındaki sınırları nasıl bulanıklaştırdığını, bu süreçte temel değer ve ilkeleri nasıl aşındırdığını zekice gözlemliyor. Baudrillard: “Gerçeklikle, gerçeklik ilkesini birbirine karıştıran kapital aynı zamanda bu gerçekliği, her türlü kullanım değeri, gerçek eşdeğerlik ilkesi, üretim ve zenginliği ortadan kaldırarak yok etmiştir. Bu inandırıcılıktan uzak amaçlar ve güdümleme gücü sayesinde sözüm ona bir gerçekliği ortadan kaldırır. Sonuçta, bugün, kapitali yok etmek isteyen mantığın, ondan,- bir farkı kalmamıştır.’’[2].

Bu çerçevenin ışığında Bitcoin, devrim niteliğinde bir atılımdan çok, yatırımın gerçek değeri gölgede bıraktığı bir sistem olarak görünüyor (Resim 4). Gerçek servetin yerine geçen yapay göstergeler gibi, Bitcoin’in yatırımcı spekülasyonuna yaptığı vurgu, onun dönüştürücü bir güç olma potansiyelini gölgede bırakıyor. Bu, kapitalizmin mantığının görünürde alternatif sistemlere bile nasıl nüfuz ettiğini, meydan okumaya çalıştıkları yapıları nasıl sürdürdüğünü açıkça hatırlatıyor.  Aslında bu şekilde, hem Bitcoin, hem de Kargaşa Projesi, kapitalizmi kendi çerçevesi içinde parçalamaya çalışmanın tuzaklarını örnekliyor. Yapaylığın cazibesine yenik düşerek ve kolektif ilerleme yerine bireysel kazanımı ön planda tutarak, yıkmayı amaçladıkları sistemi istemeden de olsa güçlendiriyorlar.

Resim 4. Medyaya yansıyan, Bitcoin ve kripto paralara yapılan yatırım haberleri

Bitcoin’in önde gelen savunucularından Saifedean Ammous, büyük beğeni toplayan kitabı “The Bitcoin Standard”da, ekonomiyi rahatsız eden önemli bir sorunun, merkez bankalarının kontrolsüz para basmasından kaynaklanan enflasyon olduğunu ifade ediyor[3]. Bitcoin için, merkez bankalarının para basımı yoluyla düzenlediği fiyat manipülasyonunu durdurmak ve fiat para birimi hegemonyasını Bitcoin lehine ortadan kaldırmak da dahil olmak üzere çeşitli hedefler öne sürüyor. Bu bakış açısına göre Bitcoin ile birlikte para üzerindeki merkezi kontrol ortadan kalktığında ve bireyler merkezi olmayan yönetim yoluyla finansal özerkliğe kavuştuklarında enflasyon da geçmişte kalacak. Tasarlanan bu senaryo ile, bireylerin satın alma gücünün istikrarlı kalmasını, yetkili kurumların manipülasyonundan uzak kalmasını ve böylece herkesin kısıtlama olmaksızın tasarruf etme yetkisini almasını sağlayacağı iddia ediliyor.

Resim 5. Eski FED başkanı Ben Bernanke Bitcoincilerin eleştiri odaklarından – ‘Para basmak, para basmaktan dolayı oluşan problemlerin çözümü değil? Plan B(itcoin) zamanı!’

Gerçekte ise; özellikle sosyal medyayı ve etkili ikna tekniklerini ustaca kullanmalarına rağmen, ideolojik altyapısı, ‘anti-otoriter çözüm arayanlar’ ve ‘otoriter yanlısı devletçi yozlaştırıcılar’ olarak basit terimlerle tanımlanan sözde “ilerici” topluluğun, Bitcoin ile yukarıda belirtilen hedefleri gerçekleştirme olasılığı oldukça düşük ve belirsizdir.

Burada asıl vurgulamaya çalıştığım şey, merkezi kurumların varlığının ve sonuçlarının ardındaki gerekçelerin, Bitcoinciler tarafından sunulan basitleştirilmiş kavramsallaştırmalardan çok daha karmaşık olduğudur. Çünkü, merkezi kurumların tarihsel gidişatı, zengin bir politik-ekonomik literatüre gömülüdür ve sosyal temellerle iç içedir. Enflasyon meselesi ise tek bir sebebe indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. O halde, Bitcoin devriminin başarısı ya da başarısızlığı bu noktada bir şekilde önemsiz hale geliyor; asıl önemli olan bu kavramın dile getiriliş tarzı ve onu savunan kişiler oluyor.

Ancak mevcut belirsiz durumda bile, enflasyonu kesin olarak ortadan kaldıracağı iddia edilen bu sisteme 2011 yılından bu yana artan yatırımlarla birlikte küresel enflasyon sorununun da ilerlediği söylenebilir. Ek olarak, Bitcoin’e yapılan yatırımların esrarengiz özgürlükçü Cyber-punk Bitcoin yaratıcısı Satoshi Nakamoto’yu dünyanın en zenginleri arasına iterek onu 15. sıraya yerleştirdiği dikkate değer bir gerçektir[4]. “merkezi olmayan finans”, reel ekonominin mülkiyetini merkezileştirmeyi amaçlayan bir siber korsan hareketini harekete geçirme sözü vermekten öteye geçemezken[5], aynı zamanda, sıklıkla piyasa dalgalanmalarını güçlendiriyor ve yaygın spekülasyonları körüklüyor. Bu alan, ‘düzenlemeye’ karşı ideolojik bir direnç gösteriyor ve vaatlerinin aksine, finansal sistem için yüksek riskler sunuyor. İronik olan şey ise; dolaşımdaki 2,5 trilyon dolar değerindeki kripto varlıkların, beklenenden daha az ve daha fazla merkezi oyuncunun elinde birleşmesi.

Bitcoincilerin, önemli bir kısmının aynı zamanda aşı ve maske karşıtı görüşlere eğilim gösterdiği göz önüne alındığında (Resim 6), bu kültürün, herkes için en iyisinin ne olduğu kavramıyla tamamen zıt bir nedensel ilişki içinde gibi görünmektedir. Sonuç olarak, Bitcoin girişimi, tıpkı Kargaşa Projesi gibi, finansal manzarayı rahatsız eden sistemik sorunlara karşı gerçek bir ‘isyan’dan ziyade, koreograflanmış bir devrim simülasyonuna benziyor.

Resim 6. Kripto destekçilerinin aşı-karşıtı eğilimleri

Peki Kargaşa ve Bitcoin Projeleri gerçek bir devrim değilse, nedir?

Bitcoin maksimalistlerinin evanjelizm çabalarıyla biriktirilen zenginliğin ötesinde, bu projelerin taraftarlara yönelik birincil çekiciliği, kültürün onlarda yarattığı “kardeşlik bilinci” olabilir. Bu, bir tür ‘fraternity’ gibi düşünülebilir (hatta belki ‘inseller’ gibi- Resim 7) ve Dövüş Kulübü’ndeki üyelerin ebedi bağlılık duygusuna paralel bir his oluşturur. Bu kardeşlik ve birliktelik duygusu, topluluk üyeleri arasında güçlü bir bağ ve aidiyet hissi yaratır, bu da projelerin neden bu kadar etkili ve anlamlı olduğunu açıklayabilir.

‘İnseller’ (istemsiz bekârlar), romantik veya cinsel ilişkiler arzulamalarına rağmen kendilerini bu arzulara ulaşamayan, hayal kırıklığı ve özellikle internette öfke duygularına yol açan kişilerdir. Baba figürü genellikle otoriteyi sembolize eder ve insellerde, bu figürle gergin ilişkiler yaygındır. İnseller, genellikle baba figürlerinin rehberlik ve desteğinin eksikliği ile otoriteye ve topluma karşı kızgınlık ve hoşnutsuzluk beslerler. Bu dinamik, insel topluluğunun, otoriteye karşı düşmanlığını ve toplumsal normlara karşı direncini açıklayabilir.

Resim 7. Politik ekonomistlerin Bitcoincilere olan bakışı

Filmde, başkarakter ile Tyler Durden arasındaki konuşma sırasında baş karakter, Durden’a babasız büyüdüğünü ve ona karşı kırgınlık beslediğini anlatır. Baba figürünün yokluğu, otoriteye duyulan özlemi doğurur ve bu arzu karşılanmadığında derin bir öfkeye dönüşebilir. Bu açıdan bakıldığında, Kargaşa Projesi, otoriteye karşı görünürdeki isyanına rağmen, aslında bilinçaltı bir özlemi yansıtıyor olabilir.

Bu şekilde, büyük oranda etkisiz bir dizi saldırı aracılığıyla, yok olan veya baskıcı bir baba/otorite figürüne tepki olarak yaralı egolarını dışsallaştırırlar. Babasının dikkatini çekmek için kavga çıkaran bir çocuk gibi, metal müzik, bira paylaşan erkeklerin dostluğu, kucaklaşma anlarıyla serpiştirilmiş şiddet döngüsü, yaşadıkları ergenlik kargaşasının yoğunlaştırılmış bir ifadesi olarak ortaya çıkar. Filmdeki, mağarada tasvir edilen penguene benzer şekilde, bu bireyler aslında ilkel içgüdüleriyle yeniden bağlantı kurmaya çalışırlar. Babanın yokluğunda sarsılan daha ‘erkeksi’ kimliklerini, ham ve doğuştan gelen dürtülerinin derinliklerine inerek, yeniden keşfetme arayışına girerler. Bu yolculukta yanlarında, sürekli olarak söylemlerinin merkezinde yer alan yarı baba figürleri olan ‘ağabeyleri’ vardır.

Resim 8. Jordan Peterson, Bitcoin’in en ateşli savunucularından

Dövüş Kulübü’nde Tyler Durden’ın simgelediği figür, Bitcoin dünyasında Joe Rogan (aka “Brogan”) veya sürekli ‘odanı temizle’ ‘meme’leriyle dalga geçilen Jordan Peterson olabilir. Biraz da paradoksal olarak, bu yarı-baba ‘abi’ figürler tam da bu yüzden merkezi otoritenin karşısında konumlanır. Filmde, bir babanın oğluna konuşacağı şekilde gerçekleştirilen Tyler Durden’ın “bağımlılıklarından kurtul, özgürleş!” sahneleri, Jordan Peterson’ın “odanı temizle!” (Resim 9) öğütlerine tıpatıp benzer. Çocuğun, gözündeki otoriter yapıyı sürdürebilmek için, ona yol gösteren ve hatta bazen aşağılayan baba imgesinin korunması gerekir.

Merkezi otoritelerden, ‘tanrılardan’ kurtul- anarşik yapını göster!- derken, bu söylem aslında kendi tanrılarını yaratmaktan kaçamıyor. Bunu kanıtlar nitelikte, bir röportajda kendisine ‘kendinizi ‘peygamber’ olarak görüyor musunuz?’ sorusu sorulduğunda, Jordan Peterson ‘evet’ yanıtını verir. Aynı süper-egoyu, filmde Tyler Durden’ın Mayhem (Kargaşa) Projesi’ni, kendisinin yarattığı bir şahesere benzetmesi örneğinde de görebiliriz. Bu şekilde, organik olarak oluşan hiyerarşik yapılar, ezoterik ve okült yapılanmalarda sıkça rastladığımız liderlere ve onları sorgusuz sualsiz takip eden yığınlara benzetilebilir.

Resim 9. İdleri yöneten süperegolar; solda; ‘akademisyen?aktivist’ Jordan Peterson ve sağda; ‘anti-kapitalist’ Tyler Durden

Filmde kahramanın baba figürü arayışı, kendi süper egosunun oluşmasına evriliyor. Başlangıçta Tyler’ın küçümsemesine maruz kalan, başkarakter, Tyler Durden’ın felsefesine benzer şekilde “kendini kucakla, daha iyi ol” ilkelerini benimser, ancak daha sonra bu idealleri vesayeti altındakilere aktarır. Sonunda bu ‘kardeşlik’ hiyerarşik ve militarist bir yapıya dönüşür.

Resim 10. Peterson ve Durden’ın ‘kişisel gelişim kuralları’.

Filmde, başkarakter dışında, dövüş kulübünün diğer üyelerini incelediğimizde de, aslında aynı başkarakter gibi, kapitalizme yönelik herhangi bir ciddi eleştiri getiremeyen, yalnızca hayatlarına bir amaç katmaya çalışan bireylerle karşılaşıyoruz. Mesela kansere yakalanan ve göğüsleri öne çıktığı için dışlanan Bob’u ele alalım. Dövüş kulübünü keşfettikten sonra kanser destek gruplarından ayrılması, aidiyet duygusu sunan geleneksel bir topluluğa olan arzusunun altını çiziyor. Bu aidiyet duygusunun bir bedeli olarak da, artık dövüş kulübünün ona emrettiği her görevi yerine getirmek zorundadır. Bu şekilde, Bob, Mayhem görevi sırasında hayatını kaybeder.

Ne yazık ki hayatını adadığı bu organizasyonda, aklın yerini sorgusuz sualsiz kabul edilen direktifler alıyor ve bu da, bireyi, hiyerarşi dışında bağımsız düşünemez hale getiriyor. Böylece, paradoksal olarak birey, isyan ettiğine inandığı şeyin kölesi haline geliyor. Tyler’a benzer şekilde, Petersonculuğun taraftarları da kendilerine hayat yolunda gerçek bir eylem planı çizemiyorlar ve kripto paraları al deyince alan sat deyince satan yarı canlı otomatlara dönüşüyorlar..

Sonuç olarak, yirmi yıl sonra Dövüş Kulübü, yeni liderlik ve güncellenmiş anlatılarla karakterize edilerek günümüz bağlamında her zamankinden daha güçlü bir şekilde yankı buluyor. McLuhan’ın öne sürdüğü gibi, kapitalist sistemin yeni ütopya tasviri, son teknoloji araçlarla hayata geçiriliyor ve esasen aynı ideolojiyi, çağdaş bir kisvede sunuyor[6].

Referanslar:

  1. Baudrillard, J. (1995). Simulacra and Simulation (s. 40). University of Michigan Press.
  2. Ammous, S. (2018). The Bitcoin Standard.
  3. Independent. (2021). How much is Bitcoin’s founder worth? Satoshi Nakamoto’s wealth is staggering. https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/bitcoin-satoshi-nakamoto-wealth-net-worth-b1957878.html
  4. The Crypto Syllabus. (2021). Decentralisation. https://the-crypto-syllabus.com/francesca-bria-on-decentralisation/
  5. McLuhan, M. (1967). The Medium is the Massage. Gingko Press.

[1] (Baudrillard, 1995, s. 40)
[2] (Baudrillard, 1995, s. 43)
[3] (Ammous, 2018)
[4]https://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/bitcoin-satoshi-nakamoto-wealth-net-worth-b1957878.html
[5]https://the-crypto-syllabus.com/francesca-bria-on-decentralisation/
[6] ​​(McLuhan, 1967)

Ne düşünüyorsun?

Kuşaklar Arası Bağlantı: Geçmişten Geleceğe Bir Yolculuk