içinde ,

LoveLove

Hayır Demek: Kadının En Sessiz Ama En Güçlü Silahı

Yeni Fikirler
Yeni Fikirler
Hayır Demek: Kadının En Sessiz Ama En Güçlü Silahı
Loading
/

Tarihi okurken kadınlara çoğu zaman ya “ilham verici birer ikon” ya da “sessiz figüranlar” olarak bakarız. Ya göğe çıkarırız, ya görmezden geliriz.
Ama hakikat ikisinin arasındadır.

Kadınlar da erkekler gibi; bazen acımasız, bazen komik, kimi zaman huysuz, kimi zaman harika, hem kindar hem cesur, hem gülünç hem karizmatik, yer yer isyankâr, bazen iyi, bazen kötü; ama her şeyden önce birbirine bağlı varlıklardır.

Bir kadın “hayır” dediğinde onu sadece cesaretle değil, korkuyla da söylemiş olabilir.
Bir meydanda haykıran kadının içi titriyor olabilir.
Ve bu, onun hikâyesini daha az değil, daha gerçek yapar.

Yüzyıllar boyunca kendi zamanına, baskıya, kurallara, suskunluğa “hayır” demeyi seçmiş kadınlar etkileyici birer figürler olmuş, bazen yalnızca bir kıvılcımı tetikleyip kendinden sonrakilere ilham olmuştur.
Ama onları sadece “ilham verici kadın kahramanlar”, adeta tarihte nadir görülen ‘mucizeler’ olarak değil, aksine; onların çatışmaları, tereddütleri, yalnızlıkları ve cesaretleriyle çok yönlü, yaşayan insanlar olduğunu unutmamak gerek.

Çünkü hiçbir kadın tek başına bir kahraman değildir.
 Her biri, ardında yüzlerce başka kadının sesiyle konuşur.
 Her biri, yaşadığı toplumun aynasında şekillenir.
 Ve her biri, “hayır” dediği anda sadece kendini değil, bizleri de değiştirmiştir.

Rosa Parks: “Kalkmıyorum çünkü yeterince alçaldık zaten.”

5 Aralık 1955, Alabama’nın Montgomery şehri. O günün sonunda dünya bir değişime gidecekti ama kimse bilmiyordu. 42 yaşındaki bir terzi, işten eve dönerken otobüse bindi. O dönemin yasaları gereği otobüslerin ön kısmı beyazlara, arka kısmı ise siyahlara aitti. Ama o gün otobüs doluydu, bir beyaz ayakta kaldı ve şoför siyah yolculardan birinin kalkmasını istedi.

Bu istek beyaz otobüs şoförü ve yolcular için ‘olması gereken’, siyahlar için ise ‘sadece boyun eğilmesi gereken’ bir durumdu. Oysa beyazlar beyaz yerinde, siyahlar da siyah yerinde oturuyordu ve bu istek yasanın da ötesinde bir saygısızlıktı. Ve o gün o otobüste bunu bilen ve sesini çıkaran biri vardı: Rosa Parks, “hayır” dedi.

O “hayır”, sadece bir koltuk meselesi değildi. Rosa Parks, siyah kadınların hem ırkları hem cinsiyetleri nedeniyle yaşadığı çifte ezilmişliğe karşı sessizce ama kararlı bir şekilde isyan etti.
Bir polis gelip onu gözaltına aldığında, Rosa’nın suratında utanç yoktu. Sadece bezmişlik ve sabır vardı.
 Çünkü bu, ilk kez yaşadığı bir şey değildi.
 Ama ilk kez “hayır” demeyi seçmişti.

Bu tutuklama sonrasında Montgomery Otobüs Boykotu başladı. Martin Luther King Jr. tarih sahnesine çıktı. Tam 381 gün boyunca siyahlar otobüse binmedi. Rosa Parks’ın “hayır”ı, sivil haklar hareketinin sembolüne dönüştü. Rosa’nın pasif direnişi, ırkçılığa karşı direnip 27 yıl hapisten sonra bile intikam değil barış ve uzlaşı çağrısı yaparak sonunda seçilmiş başkan olan Nelson Mandela’dan Taliban’ın kız çocuklarının okula gitmesini yasakladığı bir ortamda, eğitim hakkını savunan, bu sebeple başından vurulsa dahi hayatta kalıp mücadelesine devam eden Malala’ya kadar pek çok insana cesaret aşılayan bir güç haline geldi.

Ve Rosa Parks o gün dünyaya şu mesajı verdi:
Bazen en güçlü devrim, sadece yerinden kalkmamaktır.

Jeanne d’Arc: “Hayır, ben bir köylü kızı değilim; ben Tanrı’nın askeriyim.”

Fransa, 15. yüzyıl. Ülke savaşın, halk yoksulluğun pençesinde. Kral tahtta ama halkın umudu yerle bir olmuş. Tam o sırada, bir köyden sadece 17 yaşında bir kız çıkar: Jeanne.

Ne eğitimi var, ne soyluluğu, ne de zırhı. Ama bir sesi var: İçinde Tanrı’nın ona seslendiğini söylüyor.

Ve bu ses ona “ülkeni kurtar” diyor.
İşte o noktada Jeanne d’Arc tarihe şöyle geçiyor:

“Hayır, ben savaşmam diyen kadınlardan değilim. Gerekirse ülkem için zırh giyer, ordu yönetirim.”

Bu gösterdiği kararlılık ve cesaret karşısında yaşına ve sadece köylü bir ‘kadın’ olmasına rağmen ordunun başına geçti. Düşmanla savaştı. Kazandı.
Ama ne yazık ki en büyük düşmanı dışarıda değil, kendi halkının içindeydi.

Katolik Kilisesi için bir tehditti çünkü onun gücü “kadınların sadece doğurmak ve susmak için var olduğu” inancına meydan okuyor, adeta dönemin sıkı sıkıya bağanılan skolastik düşüncesini yerle bir etmeye çalışıyordu.
Tabii 15.yüzyıl Avrupa’sında bir kadın beklenenden farklı ya da ‘korkusuzca’ hareketlerde bulunursa kendisinden korkulur, sistemin paraziti gözüyle bakılır ve “büyücülük”le suçlanırdı.
Jeanne, inançları, liderliği ve ısrarı nedeniyle diri diri yakıldı.

Ama yakılmadan önce söylediği o cümle hala dipdiri:

“Tanrı’nın sesini duyduğumu biliyorum. Eğer bu yüzden öleceksem, bu Tanrı’nın yoludur.”

Jeanne d’Arc sadece kılıç değil, bir kadın sesiydi.
Ve o ses, 600 yıldır hâlâ susmadı.

Halide Edip Adıvar: “Hayır, biz kadınlar sadece yazmak için değil, savaşmak için de buradayız.”

1919, İstanbul işgal altında.
 Silah yok. Umut yok.
Sultanahmet Meydanı’nda yüz binlerce kişiye seslenen Halide Edib, sadece işgale değil, kadının sesinin bastırılmasına da meydan okuyor,. konuşmasının satır aralarında kadınların artık yalnızca evde değil, meydanlarda da olduğunun sembolü haline geliyordu..
 Belki “bu vatan sadece erkeklere ait değil” demedi, ama o gün orada bulunarak bunu tarihe yazdırdı.

Halide Edip sadece bir romancı değil, bir devrimciydi.
Kadınların kurtuluşunu milli mücadelenin ayrılmaz parçası haline getirdi.
Cephenin en önünde yer aldı, işgale karşı çıktı, Nutuk’ta bile adı geçecek kadar derin bir iz bıraktı.

Onun “hayır”ı, kadınların yalnızca sözde değil, eylemde de direnişe katıldığını ilan etti.
Ve artık Türkiye tarihinde kadınlar sadece şair değil, asker de olabildi.

Leyla Qasim: “Hayır, bir halk susturulamaz. Ölsem de.”

Irak, 1970’ler. Saddam Hüseyin’in diktatörlüğü altında bir halk can çekişiyor, eziliyor: Kürtler.
Ve içlerinden bir kadın çıkıyor: Leyla Qasim.
20 yaşında bir üniversite öğrencisi.

Bağımsızlık için eylemler düzenliyor. Propaganda yapıyor.
Ve tutuklanıyor.
Saddam rejimi onu susturmak istiyor ama Leyla mahkemede bile susmuyor; bu yola çıktığında onu bekleyen kaderini korkusuzca kabul ederek şöyle diyor:

“Ben halkım için yaşıyorum. Ölümden korkmuyorum.”

Leyla Qasim, Irak rejimi tarafından idam edilen ilk Kürt kadın olarak tarihe geçti.
Ama onun ardından binlerce kadın, korkmadan sokağa çıkmayı öğrendi.

Onun “hayır”ı, sadece Saddam’a, rejime değil; korkuya, sindirilmeye ve inkara karşıydı.

Qiu Jin: “Hayır, kadınlar çiçek değil, devrimdir.”

Çin, 1900’lerin başı.
Kadınlara ayakları küçük kalsın diye bebekken kemikleri kırılıyor. Neden mi? Çünkü 7–10 cm uzunluğundaki minik ayaklar, zarafet ve kadınsılığın simgesi olarak görülüyor, daha da derine inecek olursak ayağın bağlanması kadının fiziksel mobilitesini sınırlandırdığı için, Konfüçyüsçülüğün itaatkar ve evcimen kadın idealiyle örtüşüyordu.

Yani bu sadece bir güzellik dayatması değil, aynı zamanda bir disiplin ve kontrol mekanizmasıydı.
Eğitim ve okul  yasak. Konuşmak yasak. Karar vermek? Çok zor.

Ama bir kadın, Qiu Jin, bir gün uyanıyor ve bir kadın olarak sanatın, şiirin cüretkar, cesur doğasını ortaya çıkarıyor:
 “Kadınlar, ayakta ölmek yerde sürünmekten iyidir!”

Sonra Japonya’ya gidip eğitim alıyor, döndüğünde Çin’in ilk feminist devrimcilerinden biri oluyor.
Gazete çıkarıyor, örgüt kuruyor, hatta bunlarla yetinmeyip erkek kılığına girip ordu eğitimi alıyor.
Ve bir gün tutuklanıyor.

Sorguda şunu diyor:

“Çin kadınları artık susmayacak.”

Ertesi gün başı kesiliyor.
Ama o gün Çin’de binlerce kadın ayağa kalkıyor.

Bu kadınların hiçbirinin hikâyesi “sorunsuz bir kahramanlık masalı” değil.
Kimi çok korktu, kimi yalnız bırakıldı, kimi yargılandı, kimi yakıldı.
Ama hepsi ortak bir şey yaptı:

Hayır dediler.
Ve bu dünyada o kadar çok “evet” zorla alınıyordu ki, o hayırlar bir devrim gibiydi.

Her “hayır” bir riskti.
Ama o riski alan kadınlar sayesinde bugün daha yüksek sesle konuşabiliyoruz.
Ve bazen en büyük değişim,
bir kadının artık evet dememesiyle başlar.

Kaynakça

Fan H, Mangan JA. A martyr for modernity: Qiu Jin — feminist warrior, and revolutionary. Int J Hist Sport. 2001;18(1):27-54. doi: 10.1080/714001489. PMID: 18464347.

https://www.biography.com/activist/rosa-parks

https://www.worldhistory.org/Joan_of_Arc/

https://www.businessinsider.com/women-who-fought-for-rights-2018-8#susan-b-anthony-1820-1906-was-a-powerful-social-activist-2

Ne düşünüyorsun?

Beyaz Yakalılara Spor Aktiviteleri

EDR (Endpoint Detection and Response): Siber Tehditlere Karşı Proaktif Savunma