içinde ,

Akışta Kaybolmak: Sanat ve Zihin

Yeni Fikirler
Yeni Fikirler
Akışta Kaybolmak: Sanat ve Zihin
Loading
/

Kendinizi hiç çok odaklandığınız bir anın içinde kaybolmuş hissettiğiniz, zaman algınızı yitirdiğiniz oluyor mu? Günlük hayatta zihnimiz birçok farklı şeyle aynı anda meşgul olur. Yapılacak işler, sosyal ilişkiler, geleceğe dair kaygılar zihinsel yükümüzü artırır. Bu yoğunluk içinde bize iyi gelen, rahatlatan aktiviteler yapmak beynimizin bu yükleri bir kenara koymasına sebebiyet verebilir. Bu bazen seramik yapmak, resim çizmek veya kitap okumak olabilir. Başta sadece bir hobi gibi görünen aktiviteler, aslında psikolojik iyi oluşumuza fazlasıyla katkı sağlar.

Psikoloji literatüründe bu deneyimi açıklayan en önemli kavramlardan biri, psikolog Mihaly Csikszentmihalyi tarafından ortaya atılan Akış (Flow) teorisidir. Akış, kişinin yaptığı aktiviteye tamamen odaklandığı, zamanın nasıl geçtiğini fark etmediği ve yaptığı işin içinde adeta “eridiği” zihinsel bir durumdur. Bu durumda dikkat dağınıklığı azalır, kişi yaptığı işe tamamen yoğunlaşır ve içsel bir tatmin hissi yaşar. Seramik şekillendirmek, bir tuvale boya sürmek ya da küçük taşları bir mozaik desenine yerleştirmek gibi aktiviteler tam da bu akış deneyimini tetikleyebilir. Çünkü bu tür uğraşlar hem dikkat gerektirir hem de kişiye yaratıcılığını ifade etme fırsatı sunar. Ellerle yapılan tekrar eden hareketler ve ortaya çıkan somut sonuç, kişinin zihnini günlük kaygılardan uzaklaştırabilir.

Ayrıca, araştırmalar, el becerisi gerektiren bu tarz yaratıcı aktivitelerin stres hormonu olan kortizol seviyesini düşürebildiğini tespit etmiştir. Yani sanatla uğraştırdığımızda fizyolojik olarak stres belirtilerinde bir azalma gözlemlenir. Bu da zihinsel rahatlamayı beraberinde getirir. Bunun nedeni, yaratıcı süreçler esnasında beynin odaklanma ve ödül sistemlerinin aynı anda aktive olmasıdır. Böylece, yaptığımız işten anlık bir tatmin ve anlam duygusu elde ederiz.

Bu açıdan bakıldığında sanat üretimi, birçok kişi için bir tür meditasyon işlevi görebilir. Geleneksel meditasyonda odak noktası nefes ya da beden duyumlarıyken, yaratıcı aktivitelerde odak eylemin kendisine dönüşür. Boyanın tuvalde bıraktığı iz, çamurun elde aldığı şekil veya mozaik parçalarının bir araya gelmesi, zihnin dikkatini tek bir noktada toplamasına yardımcı olur.

Belki de bu yüzden sanatın iyileştirici gücü, ortaya çıkan eserde değil, yaratma sürecinin kendisinde saklıdır. Bir parça çamura şekil verirken, bir tuvale renk sürerken ya da küçük taşları sabırla yan yana dizerken aslında sadece bir şey üretmeyiz. Aynı zamanda zihnimiz yavaşlar, dikkatimizi toparlarız ve iç dünyamızla yeniden temas kurarız. Günlük hayatın telaşı içinde sanat bize küçük ama anlamlı bir duraklama alanı açar. Bazen zihnimizin ihtiyaç duyduğu şey, düşüncelerimizi susturup ellerimizle bir şeyler yaratmaya izin vermektir.

Ne düşünüyorsun?

İyi Hissetmek Neden Her Zaman Kolay Değildir?

Kiminle Yarışıyoruz?